|
|

|
|
Ana Sayfa
|
|
HAZANDA SON YOLCULUK |
|
|
|
Salı, 03 Nisan 2007 |
azeteci-yazar Mehmet Türker’in beşinci kitabı “Hazanda Son Yolculuk” Çağrı Yayınları”ndan çıktı. Türker’in bu üçüncü hatırat kitabında Balkanlar’ın güçlü kalemi Ömer O. Erendoruk’la geçen otuz dört yıllık az mutlu, çok çileli birliktelikleri anlatılmaktadır.
Kitap hakkında görüşlerini açıklayan şair Süleyman Adalı “Kitap, bir anı demeti olmasına rağmen içerisinde tarihler birer kuru zaman belirlemesi olmaktan çıkıp insanı etkileyen duygu kümelerine dönüşmüş. Mehmet’in eserlerinde kendini kolayca ele veren bir başka özelliği de onun öze olduğu kadar ayrıntılara da önem vermesidir. Okuyucularına sunduğu bu kitabı da duru, temiz ve akıcı bir dille yazılmıştır.
Kitabın, değerli dostum Ömer Osman Erendoruk’a lâyık olduğunu, onun ruhuna yaraşır olduğunu belirtmekten mutluluk duyuyorum.” diyor.
Okuyucumuz, Bulgaristan Türkleri’nin çilekeş yazar ve şairi Erendoruk’un özgeçmişiyle, özellikle komünist sisteme karşı direnişiyle, ceza evlerinde geçirdiği günlerle, çok sevdiği anavatan Türkiye’de geçen son anlarıyla tanışma fırsatı bulacak. Hatıralarda, bugüne kadar Üstad’ın hiç yayınlamamış fotoğrafları ve kitabın ikinci kısmında hayattayken ve vefatından sonra basında yayınlanan gazete ve dergi kupürleri de yer almaktadır.
Tel:İstanbul 212-222 07 36
“Hazanda Son Yolculuk” tan kısa alıntı

Köyümün yağmuruyla yıkayın cesedimi,
Kurulayın bir tutam gürgen yaprağı ile.
Öyle kalsın silmeyin gözlerimdeki nemi,
Gökyüzünün balkıyan mavisi gelsin dile.
Anamın seccadesi kefen olsun nâşıma;
Çullayın üzerimi ayyıldızlı bayrakla.
Uzun bir yolculuğa çıkayım tek başıma,
Haşrolup üzerinde dolaştığım toprakla.”
Üstadım, mevtanı bu mısralarda vasiyet ettiğin gibi hazırlayamadık. Sanki ecelinin ölümle özdeşleştirdiğin sonbaharda geleceğini bilirmişcesine, sonun hazan mevsimine rastladı. Köyün Karakuz’da gürgenler yaprağını çoktan döktü ve güzün yaprak yoktu gürgenlerde. Kefen için annenin seccadesini de bulamadık. Ayyıldızlı bayrakla çullasaydık seni, inan ki çok yakışırdı, buna lâyıktın. Bulgaristan’da Türklük savaşında ön saftaydın ve Eski Zağra Ceza Evi, Belene Ölüm Kampı ve Roman sürgünlüğünden muzaffer olan bir nefer olarak döndün.
Kusur görme Üstat, senin acı haberin aklımızı başımızdan aldı, bizi affet! Ayyıldızlı bayrağı üzerine çullayamadık, ama bu bayrağı sadece bir saat kadar süren son yolculuğunda değil, ebediyen üzerinde olması için mezar taşına kazıtırız.
Mezarlığa doğru yola çıkarken de senin çok yakınında olmak için cenaze arabasına bindim. Otuz dört yıldır gerek memlekette, gerek Türkiye’de çok seyahatler yaptık seninle. Şimdi seninle yine bir seyahate çıktık, ama bu bir öncekilere hiç mi hiç benzemiyor. Bizim yörede “Devlet adamının götürdüğü döner, imamın götürdüğü dönmez” derlerdi. Seni hayatında devlet birkaç defa götürdü hep döndün. Bu defa gidişinin en kötüsü, çok üzgünüz, seni şimdi imam götürüyor. Maalesef, bu dönüşü olmayan son yolculuk. |
|