Balgöç Birlik Dergisinden 9.sayıdan Davul dengi dengine vurur Balkanlarda
Geleceğimize geçmişimiz ışık olur. Mavi ışık gök kubbeden, beyaz ışık güneşimizden gelen; tarihimizce rehber olan. Kirletilmiş dünyada bizi kirletme Tanrı’m. Töremiz; ezelden uygar, bilim öncesi bilime uygun, gururla yaşatalım. Bilim aklın yolu, aklın yolu da bilim yolu, insan yoludur. Tanrı’nın en kutsal varlığı insandır. Yeryüzünde, Tanrı’nın takdirini hak edelim. Kendimizi öğrenelim, öğrenelim de bilelim.’’Sen kendini bilmezsen, seni kimse bilmez’’. Son kimliğimiz Balkan Türkü’dür. Balkan Türk’ü; uzaydan ışık almış, yeryüzüne ışık saçmış ve uygarlığa örnek olmuştur. Balkan Türk’ü; Ön Asya’dır, Orta Asya’dır ve tüm Türkcihan’dır. Akıncı mıyız? Zorunlu, gönüllü göçer miyiz? Hiç önemli değil. Yaşamımızın tüm öğeleri insanidir. Tanrı’nın yarattığı kula hastır. Değer yargılarımız, olmazsa olmazlarımız bütün engellere rağmen, yirmi birinci yüzyıla varlıklarını sürdürerek girmiştir. Evrensel yargılarımız yeryüzünün uygarlık değerlerine ışık olmuştur. İnsan yaşamının sağlıklı sürmesi, gelişmesi ve zenginleşmesi, Tanrı’nın insandan isteğidir. İnsana akıl ve fikir onun için verilmiştir. Hiç şüphem yoktur ki; yeryüzünde varlığımız dinler öncesi ve tarih öncesi Tanrının buyrukları ışığında gelişmiştir. Onun içindir ki; Tanrı’nın sunduğu son kitapla yaşamımız zaten örtüşmektedir. Balkan Türkü’nün engin yaşamından sadece birini ortaya koyarak, günümüz mantığıyla değerlendirelim. Konu: Balkan Türkleri’nde Evlilik. İnsan varlığının ve birikimlerinin devamı ve gelişmesi için evlilik kutsaldır. İnsan doğasının isteği; neslinin gelişerek, güçlenerek devamıdır. Bunun sağlanması için Tanrı insana akıl fikir vermiştir. Aklını fikrini kullanamayarak olumsuzluklara; Tanrı’nın takdiridir demek, kanımca Tanrı’ya büyük vefasızlıktır. Balkan Türklerinde evliliğin bazı olmazsa olmazlarını sıralayalım: 1.Alt sınır; en az askerliği bitecek. 2.Mahalleli, komşu ve akraba asla. 3.Büyüklerin onayı alınacak. 4.Kendi milletinden olacak 5.Yaş farkı; alt sınırda 2–3, üst sınırda 7–9. 6.Yoksulluk gençlere mani olamaz. 7.Sorunların çözümü. Dula dul. Bu yaşam kurallarını sırasıyla azar, azar açalım. 1.’’Askerliğini bitirmeyene kız vermezler’’ sözü yaygındır. Askerlik erkeğin şerefidir ve olgunlaştığının göstergesidir. Vatan borcunun ödenmiş olması aile kurmaya hak etmiş demektir. Erkeğin; Sosyolojik, psikolojik ve biyolojik olgunluğu ermiş yaşıdır. Ayrıca, erkeğin sağlıklılığının göstergesidir askere alınması. Kız tarafının da hakkıdır sağlıklı damat. 2. Balkan Türkü’nün ne dününde ne bugününde komşu ve akraba evliliği yoktur ve bilimin ışığında da asla olmayacaktır. Bu geleneğini tarih öncesinden getirmiştir, Balkan Türkü. Bu değer bilinçaltı bir bilimsel önsezidir ve uygarlığa bir örnektir. Niçin mi? Akraba evliliği insan neslinin sağlıklı devamını yok etmektedir. Günümüzde ağır sorunlarıyla ortadadır bu acı, bu ızdırap. Rakamlar, istatistik sonuçları insanı ürpertmektedir. Bu sonuçlar apayrı bir dert. Ona sonra değinebiliriz. Balkan Türkü’nün yaşamında bütün akrabalarını tanımak ve misafirlikler şarttır. Tüm akraba çocukları birbirini tanır, mümkün oldukça ziyaret eder ve evdeki kardeşi gibi bilir, o duygular gelişir ve cinsel dürtü asla oluşmaz. Ayni durum mahalle ve komşu çocukları arasında da vardır. Beraber kardeşçe büyürler. Bu durumda çocukların, çok sayıda karşı cinse karşı, cinsel dürtüsü oluşmayan, kardeşçe duyguları gelişir. Bu gelişme ona, büyüdüğünde çağdaş toplum yaşamında son derece sağlıklı sosyal ilişkiler kurmasını sağlar. Çocukluğumuzdan hepimiz hatırlarız, komşu ve akraba kızların koruması olurduk. Büyük çocuklar cinsel olgunlaşma dönemine girdiklerinde, başka yerden akraba olmayan karşı cinse ilgi duyarlar. Bu ilişkiler köyler arası düğünlerde, okul gezilerinde ve mektuplarla kurulur. Bakınız; göçler sonucu nüfusu azalan, evleri boş kalan kasabalara köylerden göçerler yerleşirdi. Göçerlerin ve yerlilerin çocukları beraber aynı mahallede büyür, aralarında hiç akraba kan bağı yoktur, ama kardeş olurlar ve asla evlenmezler. Birbirlerine uzaktaki akraba ve memleketlilerinden yavuklu bulurlar, tanıştırırlar ve dürüstlüklerine kefil olurlar. İşte böyledir bizim değer yargılarımız. Biz böyle yetiştik, eğer tabir uygunsa böyle kotlandı beynimiz. Bizim cinsel arkadaşımız evdeki eşimizdir. İş arkadaşımız ise bacımızdır. Erkek eşinin namusu bizim namusumuzdur. Balkan Türkü bu edeple girmiştir edepsiz dünyada yirmi birinci yüzyıla. Değerlerimizi koruyarak yaşatır geliştirirsek uygarlığımız devam eder.
—2
3.Gençler ilişkiyi ilerletmeden önce büyükler bilgilendirilir ve onay alınır. Bunun kişi özgürlüğüyle hiç ilgisi yoktur. Kaldı ki; kişi özgürlüğü, değerler, insan ilişkileri ve neslin sağlıklı devamı ve geçmişe saygı bütünlüğü içinde değerlendirilir. Kişinin bugünü, geçmişine saygı ve geleceğine sorumluluk taşımaktadır. Büyüklerin onayı şarttır. Yeni kurulacak aile bir süre büyük ailenin bünyesinde olgunlaşacaktır. Her çeşit destek alacaktır. Çıkması muhtemel sorunları aştıracaktır. Öyle, hemen kendi başına kendi tıraş yok. Değişen yaşam koşullarında yeni aile başka yerde yalnız başına başlasa bile, takip ve destek devam etmektedir. Yalnızlığı iyi sananlar, ‘’altıntopu’’ dünyaya gözünü açtığında büyükleri mumla arar. Büyükler Hızır’dır yetişir. 4. Balkan Türk’ü kendi değer yargılarını, dilini, kültürünü, inancını ve tüm yaşamını kendince sürdürmesi için Türk alır, Türk’e varır. Gâvurun kızından gelin yapmaz. Gelin, onun öz evladı olur, onu yabancı görmez. Bakmayın siz istisnaların gelin kaynana hikâyelerine. Çok çocuklu bir ailenin ilk oğlu evlenince, sofrada yengenin(gelin) yeri değerlidir. Tepsideki köfteler yengenin önüne kaydırılır. Kayın valideye gelin kızının önüne geçer, çünkü kızı ele gidecek ve yeni kızı(gelini) ömrünce onunla olacaktır. Ben çok çocuklu ailenin bireyiyim. Öz kızı kıskanır, gelin kaynana birliğini. Gelinlerin anne olarak, eş olarak olgunlaşması kaynana elinde olur. Boşuna denmemiş,’’Gelin kaynana uymuşlar’’ diye. 5. Balkan Türkü’nde evlilikte yaş farkı varsa; alt sınır iki üçtür. Yaşça büyük olan hep erkektir. En erken evlenen askerlikten sonra 21 yaşındadır ve eşi en az on sekiz yirmidir. Bu yaşı doldurmayan kızları kocaya vermezler. Çünkü daha acemi ve çocuk sayılırlar. İnsanın aile kurması için fiziki görünen olgunluk yeterli değildir. Sosyolojik, psikolojik ve biyolojik olgunluk gerekir. Eti, boyu postu ortada ve adet görüyor diye gerdeğe girdirilmez. Kırk yıl öncesi, on sekiz yaşına kadar zorunlu örgün eğitim-öğretim yokken bile; on altısını dolduran kız çocuğu çeyiz yapmaya başlar ve bu süreç üç beş yıl sürer. Konu sadece madde olan çeyiz değildir. Kızın sosyolojik, psikolojik ve biyolojik olgunlaşma sürecidir. Çeyiz, parayla bir ayda da toplanır. Kızın kaynanasına, kayın babasına, kayın biraderlerine, görümcelerine ve elini öptükleri büyüklerine sunacağı çeyizinden örgüler farklıdır. Çeyiz hazırlama esnasında gelin adayı bunları hayalinde canlandırır. Hepsinin toplamı bir bütünlük ve güzellik oluşturur. Üst sınır çeşitli sebeplerle otuz -otuz beşe kadar varır. Bu yaş erkek yaşıdır. Eğer yaş farkı varsa, bu sekizi- onu aşmaz. Bu durumda en genç gelin adayı yirmi beştir. Bu durum ailenin devamına, mutluluğuna engel değildir. Aksine çok olgunluk artıları taşır. Balkan Türkü’nün aile yaşamının kırmızıçizgileri, olmazsa olmazları vardır. Bunları incelediğimizde, medeniyet fışkırdığını görürüz. Davul dengi dengine vurur, Balkanlarda. Evet, davul dengi dengine vurur Balkan Türkler’inde. Balkan Türkü’nün tarihinde kumacılık yoktur. Tek eşlilik vardır ölümüne kadar. Kadın, sadece dişi değildir. Kadın, hayat arkadaşıdır, neslinin devamının yaratıcısıdır, ailenin orta direği yöneticisidir. Kadın; ‘’Dişi kuştur yuvayı yapan’’. Yuva kutsaldır, küçük vatandır. Küçük vatanlardan oluşur büyük vatan. Türkün namusudur, şerefidir Vatan. Türkün töresidir, olmazsa olmazıdır ve varlık sebebidir Vatan. Kadınlarımız, namusumuz şerefimizdir, alnımızın akıdır, sığırdaşımızdır. Davul dengi dengine vurur Balkanlarda. Bu hep böyle olmuştur Ata yurt Orta Asya’dan beri. Altmışındakine yirmisinde ki gonca feda edilemez. Tek bir örneği bile yoktur kültürümüzde. Çünkü ahlak dışıdır, bilim dışıdır ve hiçbir hususta insan mal değildir; alınsın satılsın. Davul dengi dengine vurur Balkanlarda. Duygu birliği ve fikir birliği olunca gerisi teferruattır. 6.Yoksulluk gençlerimizin evlenmesine mani olamaz. Evliliğin maddi ihtiyaçları imece usulüyle toplanır. Komşuluk vardır, dayanışma ve yardımlaşma vardır. Tüm akrabalar seferber olur. Olur ya; kimsesizdir gençler ve kendi hallerine bırakılamaz. Toplum bilinçle örgütlenir, bütün gerekenler yapılır ve çeyiz oluşturulur ve gençlere düğün yapılır. Böylelikle toplum üzerine düşeni yapar. Belki onun içindir ki; hırsızlıklar, tecavüzler, cinayetler yabancıydı bizim yaşamımızda. Köylerimiz, milissiz, jandarmasızdı. 7. Aile sorunlarında mahkeme tanımaz. Aile büyükleri vardır, aile dostları vardır dert yanılır ve çare bulunur. Bilgilendirirler, arabuluculuk ederler, uzlaştırırlar ve yardım ederler. Ayrılmalar belki de on binde birdir ve tüm yollar denendikten sonra olur. Davul dengi dengine vurur Balkan Türklerinde. Toplumda öz değer yargıları vardır. Dul kalmışlara sahip çıkılır. Dullar, yetimler kaderine bırakılmaz. Toplum vicdanında dengeler kurulmuştur. Dula yine dul eş bulunur, kaderlerini birleştirerek mutlu olmaları için desteklenirler. Çocuklara öz baba gibi ilgi ve sevgi verilir. Çünkü toplumun muhtaç bir bireyleri, fakat yarın büyüdüklerinde vatan bekçisi olacaklar ve küçük vatanı aileyi kuracaklardır. Aşiretler yok, köle yok, kula kulluk yok benim memleketimde. Balkanlar, yüzyıllardır bir uygarlık diyarıdır.
—3
Yirmi birinci yüzyılda Emperyalist güçler hâkimiyetlerini sürdürebilmek için, küreselleşme adı altında teknolojileriyle tüm dünyayı işgal etti. Yirminci yüzyıldan önce, zorbalıkla çalıştırdıkları köleleri vardı. Yirminci yüzyılda ülkelerine sözde işçi olarak aldıkları ‘’gönüllü köleleri’’sanayilerinin en ağır bölümlerinde çalıştırdılar. Hem de ülkelerinin ihtiyacı kadar değil, dünya pazarına hâkim olmak için geceli gündüzlü çalıştırdılar. Fabrikalarından çıkan zehir sadece çalışanlarda kalmadı; ülkelerinin havasını, suyunu ve toprağını etkiledi. ‘’Gönüllü kölelerin’’ çocukları babalarının durumundan ibret alarak, çok çalışıp bilimi kavradı, haklar aradı ve mevkilere yükseldi. Emperyalist güçler yirmi birinci yüzyılda yeni sömürge ve hâkim kalma stratejisi geliştirdi. Teknolojilerini, işgücünün ucuz olduğu ülkelere taşıdı. O ülkelere kendi teknolojisini geliştirme fırsatı bırakılmadı. Artık, kendi coğrafyalarının yeraltı zenginliklerini çıkarmıyor ve kendi ülkelerinde işletmiyor, girdikleri ülkelerin yeraltı zenginliklerini çıkartıyor ve işletiyorlar. O, zavallı ülke de istihdam sağlandığını söyleyerek memnun oluyor. Kendi dışındaki birlikleri dağıttılar. Asırlardır barış içinde yaşayanları kışkırttılar ve birbirilerine düşürdüler. Sınırları değiştirdiler ve çoğunu da gevşettiler. Yeryüzüne yeni ‘’teknolojik nimetler’’ sürerek toplumları tüketici yaptılar ve uygarlık değerlerini zedelediler. Kendi coğrafyalarında birlik kurdular ve yakın coğrafyayı azar, azar etkileri altına aldılar. Ekonomik, kültürel ve sosyal refah vaat ettiler. Yakın coğrafyadaki ülkeler ganimet hayaline kapılarak yüz yıllık kurulu düzenlerini bozdu. Ülkelerinde ki sosyal adalet, manevi değerler, sağlık, eğitim, iş güvencesi kazanımlarını kaybettiler. Her şey insan için di. İnsan, insan için kardeşti, kurda dönüştü. Paran kadar sağlık hizmeti, paran kadar eğitim, paran kadar beslenme, paran kadar eğlence ve daha neler, neler. Bunlar yüzlerce sayılabilir. İşte Balkanlar, yirmi birinci yüzyılın başında bu durumda. Balkanlarda benim milletim, kendini Hıristiyan kulübü, emperyalist birliği içinde buldu. Kimlik, kültür, eğitim, sağlık ve tüm insani güvencelerden yoksundur. On binlerce gencimiz sözde refah birliği coğrafyasında emperyalistlerin en ağır işlerini yapmaktadır. Ya barındıkları yerler? Ya eğitimleri? Ya kimlik değerlerinin kültür yaşamı?... Balkanlardaki yöneticilerin bir bölümü hala yaşlıdır ve düzen değişikliğinin getirdiklerini ve götürdüklerini sağlıklı değerlendirebileceklerdir. Geç olmadan her şey tartışılmalı, gereken tedbirleri almalılardır. Yoksa yeni nesil, tüketici değer yargısıyla, bireysel özgürlük kandırmacılığıyla sürünüp gider. Bir gün gelir, nesiller sorgulaya, sorgulaya doğruyu bulur ama yüz yıl geçmiş olur. Balkanlarda sadece milletim için değil, tüm Balkan milletleri için gerçekten kaygılıyım. Tüm manevi değerleri emperyalist kültürsüzlüğü baskısında tehdit altındadır. Avrupa Birliğinin temelinde ekonomi vardır. Paranın dini imanı yoktur. Bütün oyunlar çıkarlar üzerine kurulur. Sırası gelir Hıristiyanlık kullanılır, sırası gelir coğrafya kullanılır, sırası gelir demokrasi ve insan hakları kozu kullanılır ve daha sayısız uydurmaca. Türkiye NATO içinde, Komünizm korkusuyla kullanılmıştır altmış yıl. Buna Stalin sebep olmuştur, ayrı mesele. Sırası gelmiş sözde ‘’İslam gericiliği’’ile korkutulmuş. Ne bizden vazgeçerler nede bizi aralarına alırlar. Çıkarlarınca kullanırlar. Âşıkların efsane hikâyeleri gibi. Kızı vermemek için imkânsız şartlar öne sürülür. Bir bakılır ki; delikanlı âşık imkânsızı başarmış ama kızı yine vermezler ve yeni imkânsız şartlar koşulur. Beraber ve ayni uygarlık değerlerini paylaşmak isteyenler birbirlerine karşı samimi, saygılı olmalı ve yardım etmelidir. AB ve ABD ile soğuk savaş döneminde elli yıl beraber olduk. Bizi komşularımıza karşı kullanmaya kalkıştılar. Ulusal bütünlüğümüzü parçalamaya çalışıyorlar. Parasını sayıp aldığımız silahı ülkemizin güvenliğinde kullandırmak istemediler. Daha yüzlerce engel ve üstü örtülü düşmanlıklar. Doğu bloğunda elli yıldır sözde özgürlükler yoktu ama sağlam bir alt yapı oluştu. Bize, sözde özgürlükler uygulattılar ama her yanımız sorunlar yumağı. Bizim iyiliğimizi düşünselerdi ve aralarına güçlü müttefik olarak almak isteselerdi, en azından şunları tavsiye etmeliydiler: —‘’Demiryollarını Cumhuriyetinizin ilk yıllarındaki gibi sürdürün ve çağı yakalayın. Çünkü bir lokomotif 75 yük vagonu taşıyabilir. Bu 120 TIR’a eşittir. Bir lokomotif 10 TIR’ın yaktığını yakmaz. Enerji tasarrufunu siz hesaplayın. Gidişli gelişli modern demir yolu eni 10 metreye döşenebilir. Otoban 40 metre eniyledir. Ovaya girince gasp eder ürün tarlasını. Zararını hesaplayın. —Büyükşehirler oluşturmayın. Çarpık ve sağlıksız kentleşme oluyor. Şehirlerinize genel bir sağlıklı imar planı yapın. Onu mutlaka uygulayın. Ülkeniz deprem kuşağındadır asla unutmayın! Sorunlu Büyük şehirlerin oluşmaması için sanayiyi zor olabilir ama tüm ülkeye dengeli dağıtın, gelecekte rahat edersiniz. —Nüfus artışınız var, sanayideki gelişmeyle Tarımı destekleyin ve maliyetinin düşmesi için makineleştirin. Eğitim -Öğretim Programlarınızı ülke ihtiyaçlarına güre ayarlayın ve dengeleyin. Coğrafyanız, eski hâkimiyet alanınız. Bu coğrafyada sanayiye hâkim olun. Bu coğrafya sizin için devamlı pazar olabilir.
—4- —Ülkenizin doğal kaynaklarını değerlendirin. Güneş Ülkesisiniz, baştanbaşa açık hava müzesi gibisiniz. Her karış toprağınızda tarih ve eski uygarlıklar fışkırmaktadır. Turizmi geliştirin. Yeraltı zenginlikler sınır tanımaz. Komşuda varsa mutlaka sizde de vardır. Arayın, bulun, çıkarın ve değerlendirin. —Bayrağınıza karşı duyarlısınız. Tebrikler. Bayrak kanunu gibi medeni kanun çıkarın ve mutlaka uygulayın. Büyük coğrafyaya hükmettiniz asırlardır, mutlaka başkalarından bulaşmıştır, medeni zaaflarınız var; çok eşlilik ve akraba evliliği. Kabul edersiniz ki; bu zaaflar toplumun geleceğini yaralar. Bunları yasaklayın ve tüm medyanız yirmi dört saat zararlarını yayınlasın. Eski tarihlerinizde olmayan aşiret sistemini, kula kulluğu kaldırın. Çünkü tarihi geçmişinizde bunlar yoktur. Orkun Yazıtları Rönesans gibidir. Sizin Atatürk gibi dünyanın takdir ettiği lideriniz var. Bizimle dost olmayı seçtiği için memnunuz. Avrupa sizinle bütünleşmek istiyor.’’ Haçlı bilinçaltının bunları söylemesi mümkün müdür? Elbette ki; Hayır. Atanın tespiti boşuna değildi…. Boşuna denmemiş; Uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklar yoktur, sonsuz çıkarlar vardır. Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.. 19.05.2008 İzmir. ray1953–06@hotmail.com Ramazan AYYILDIZ
|